Mikrobiyota, Mikrop, Sağlık

MİKROPLARIN MEDENİYET VE İNSANLIK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Medeniyetin, insan sağlığının, yaşam kalitesinin ve yaşam süresinin şekillenmesindeki en önemli belirleyici faktörlerden birisi ‘’MİKROP’’ olarak adlandırdığımız tek hücreli canlılardır.

Amerikalı bilim insanı Jared Diamond’ın ölümsüz eserine ‘’Tüfek, Mikrop ve Çelik’’ ismini vermesi bir tesadüf değildir. İnsanlık tarihini belirleyen ve yön veren en önemli unsurlar kitabının isimi oluşturmuştur.

Uzun yıllar boyunca insanlık tarihi mikrobik hastalıklardan dolayı çok acı deneyimlere sahiptir. Bunların en unutulmaz iz bırakanları veba, grip, kızamık, lepra ve tüberküloz salgınları olmuştur. İnsanlık tarihi bu mikrobik hastalıklar nedeniyle çok ciddi kayıplara uğramıştır. Bundan dolayı bilinç altımızda MİKROP zararlı olarak kodlanmış ve bunların yok edilmesi gerektiği yargısı oluşmuştur. Mevcut bilinçaltı kodlamalarımız nedeniyle en sağlıklı ortamın mikropsuz ortam olduğu ön kabulüne sahibiz.

Oysa gerçek böyle değildir. Çevremizde bize zarar verebilecek nitelikte mikroplar olduğu gibi, bize zarar vermeyen ve de bizim için faydalı ve vazgeçilemez nitelikte mikroplarla birlikte bir denge içinde yaşarız.

Tarih boyunca birçok coğrafyada veba salgınları sonucunda kitlesel ölümler görülmüştür. Çok yakın tarihte COVID 19 pandemisinde tüm Dünyada kitlesel ölümler ve beraberinde birçok ekonomik, siyasi ve sosyolojik sorunlar yaşanmıştır. Mikropların yaşantımızdaki belirleyici rolü geçmişte ne kadar dramatik oldu ise gelecekte de hep aynı potansiyele sahip olacaktır.

MİKROORGANİZMALARIN TANINMASININ TARİHÇESİ

Hastalık yapan mikropların varlığından ilk bahseden kişi, 15. Yüzyılda yaşayan, Türk bilim insanı ‘’Akşemseddin’’dir. Akşemseddin, mikropların varlığını fiziksel olarak görmüş ve tanımlamış değildir. Fakat Hayat Maddesi adlı kitabında mikropları aynen şöyle tanımlamıştır; “Hastalıkların insanlarda teker teker ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar, insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma, gözle görülemeyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur.”

Modern mikrobiyolojinin kurucusu olarak kabul edilen Hollandalı tüccar ve bilim insanı Antonie van Leeuwenhoek 1670 yılında kendi tasarladığı mikroskopla mikropları ilk kez gören, tanımlayan ve şekillerini çizen kişidir.

1860 yılında Fransız bilim insanı Louis Pasteur ‘’Mikrop Teorisi’’ tanımlayarak, bulaşıcı hastalıklara mikropların sebep olduğunu söylemiş ve kuduz aşısını geliştirmiştir.

Alman bilim insanı Robert Koch ise laboratuvar ortamında tüberküloz ve şarbon mikroplarını ilk kez izole etmiştir.

DEZENFEKSİYON NEDİR?

Kimyasal ve fiziksel yöntemlerle ortamdaki hastalık yapma potansiyeli taşıyan zararlı mikropların yok edilmesine dezenfeksiyon denir.

STERİLİZASYON NEDİR?

Ortamdaki tüm mikropların fiziksel ve kimyasal yöntemler kullanılarak ( zararlı-zararsız-faydalı) yok edilmesi işlemidir.

MİKROPLAR KAÇ GRUPTA İNCELENEBİLİR?

Mikroplar, bakteriler, virüsler, mantarlar ve protozolar olmak üzere dört grupta incelenir.

ZARARLI MİKROPLAR NE DEMEKTİR?

İnsan sağlığına geçici ya da kalıcı zarar verme potansiyeline sahip olan mikroorganizmalara ZARARLI (patojen) MİKROPLAR denir. Zararlı mikroplar insanlara etkilerini biyolojik, kimyasal ya da fiziksel etki ile yaparlar. Mikropların vücudumuza verdiği etkiler akut (ani ve kısa süreli), kronik (uzun süreli) ve subakut (akut ile kronik arası süreç) olabilir.

FAYDALI MİKROPLAR NE DEMEKTİR?

Bize zarar vermeyen, aynı zamanda bizim için faydalı olan, vücudumuzun belirli bölgesinde yaşayan, sürekli olarak kendini yineleyen, eksikliği halinde fonksiyon kaybı ve hastalıklara sebep olan mikroplara faydalı mikroplar veya sağlıklı flora üyeleri olarak tanımlarız.

DEZENFEKSİYON MU? STERİLİZASYON MU?

Bu sorunun yanıtı tabii ki dezenfeksiyondur. Günlük yaşantımızda temizlik yaparken hedefimiz dezenfeksiyon olmalıdır. Sterilizasyon ise sadece cerrahi ve girişimsel işlemlerde kullanılan aletler ve malzemeler için gereklidir. Zannediyoruz ki mikropsuz (streil) ortamda yaşamak bizim için daha iyi olacak, fakat fizyolojik gerçekler öyle değildir. Sterilizasyon yapınca bizim için faydalı olanları da yok edip kendimize ve çevremize ciddi zarar vermekteyiz.

VÜCUDUMUZDA HANGİ BÖLGELER STERİLDİR?

Cildimiz, genital bölgemiz, göz çukurumuz, üst solunum yolumuz ve sindirim sistemimiz üzerinde yaşayan bizim için yararlı mikroorganizmalar bulunur ve bunların genel adı ‘’FLORA’’dır. Bu saymış olduğumuz bölgeler bizim dış Dünya ile temas ettiğimiz alanlardır. Bu bölgelerde faydalı mikroplar ile birlikte patojen mikroplarla da temas halinde oluruz. Bu bölgelerin dışındaki vücudumuzun diğer alanları (kalp damar sistemi, merkezi sinir sistemi, lenfatik sistem vb) steril (mikropsuz) alanlardır. Flora barındırdığımız bölgelerde yaşayan floramızın biyoçeşitliliği yeterli ise dışarıdan gelen patojenler floramız ve immün sistemimizin diğer ögeleri tarafında büyük ölçüde etkisiz hale getirilir.

STREİL ORTAMDA YAŞAMAK SAĞLIKLIMIDIR?

Tamamen steril bir ortamda yaşamanın doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Özellikle doğum sonrasında tamamen izole ve aşırı temiz ortamda yaşamak kişinin immünitesinin gelişmesi önündeki bir engeldir. Çevremizdeki mikrobiyal flora bizde ciddi hastalık yapmayacak seviyede olması yeterlidir. Çevremizde temas ettiğimiz mikroplara karşı direnç geliştirerek immün sistemimizi dirençli hale getiririz. Aşı yaparak korumadaki temel prensip hastalık potansiyeli düşük mikrop ile bünyemizin tanışması ve o mikroba karşı antikor oluşmasının sağlamsıdır. Çevremizdeki mikroplar da bizi hasta etmediğinde bile onlarla temasımız sonucunda o mikroblara karşı antikor oluşturarak vücut direncimizi artırırız. Mikrobik hastalıkta geçirdiğimizde, hastalığa sebep olan mikrop ile ilk karşılaştığımızda, o hastalığa karşı direnç oluşturmayı bağışıklık sistemimiz öğrenir.

FLORA MİKROORGANİZMALARI NEDİR?

Bizimle birlikte yaşayan, bize zarar vermeyen ve bizim için faydalı olan mikroorganizmaların tamamına MİKROBİYAL FLORA diyoruz. FLORA bulunduğu bölgeye göre de adlandırılır (sindirim sistemi florası, boğaz florası, bağırsak florası vb.). Floramızı oluşturan floranın her bir üyesi yaşadığı bölge haricinde normal şartlarda yaşamaz ve bulunduğu bölge için özel fonksiyonlara sahiptir.

FLORA BİYOÇEŞİTLİLİĞİ NEDİR?

Flora biyoçeşitliliğimiz ne kadar fazla ise o ölçüde bulunduğu bölge fonksiyonları daha sağlıklı olacaktır. Flora biyoçeşitliliğinin azalması beraberinde ilgili bölge fonksiyonlarında aksaklıklara, beraberinde hastalıklara sebep olur. Bağırsak mikrobiyal florasındaki biyoçeşitliliğin azalması sonucunda sindirim bozuklukları, sindirim sistemi yüzey hasarları (erezyon, gastrit, duodenit, ülser vb.), geçirgen bağırsak sendromu, SIBO hastalığı ve otoimmün hastalıklar ortaya çıkar. Sindirim sistemini bir fabrika olarak düşünecek olursak, flora biyoçeşitliliği, fabrikadaki teknik personel havuzunun genişliği ve zenginliği gibi düşünülebilir. Bir fabrikanın teknik personel kapasitesi beraberinde üretim kalitesini getirir, sindirim sistemimiz de aynen böyle düşünülebilir.

FLORA BİYOÇEŞİTLİLİĞİ NASIL KAZANILIR?

Doğumdan itibaren flora kazanma işlemi başlar, 18-25 yaş döneminde optimal düzeye ulaşır, fakat süreç ömür boyu devam eder. Ne kadar fazla sayıda sağlıklı floraya sahip kişilerle uzun süre temas kurarsak o ölçüde biyoçeşitliliği yüksek floraya sahip oluruz.

FLORAMIZI NASIL KORURUZ?

Floramız 50-60 yaşından sonra yaşlanma ile birlikte biyoçeşitliliğini kaybetmeye başlar. Yaştan bağımsız olarak floramızı korumamız için sağlıklı ve dengeli beslenme, fiziksel, kimyasal ve biyolojik kirlilikten kaçınmak önemlidir. Sağlıklı ve genetiği bozulmamış gıda tüketmek, tarım kimyasallarından kaçınmak önemlidir. Özellikle antibiyotikler olmak üzere kontrolsüz ilaç kullanımı flora biyoçeşitliliğini kalıcı olarak bozan önemli bir etkendir.

TARIMSAL KİMYASALLARIN (PESTİSİTLER) FAYDA VE ZARARLARI

Pestisitler toprak ve bitki florasını bozmakla kalmaz, tarımsal ürünleri tüketenlere de ciddi ve kalıcı zararlar verir. Pestisitler insanlarda alerji, zehirlenme, uzun dönemde kanser ve sindirim sistemi floramızda kalıcı hasar oluşturur.

Pestisitlerden elde edilen fayda ise tarım ürünlerine zarar veren canlıların popülasyonunu azaltarak birim alandan elde edilen ürün miktarını ve kalitesini artırmaktır. Tarım ürünlerinin pestisitlerden yeterince arındırılmadan tüketilmesi ile pestisitler bu ürünleri tüketen canlılara (insan, hayvan) zarar verir.

ANTİBİYOTİKLERİN FLORAMIZA ETKİSİ

Antibiyotiklerin 1950 yılından sonra Dünya çapında kullanıma girmesiyle enfeksiyon hastalarından kaynaklanan ölüm ve sakatlıklar önemli ölçüde azalmıştır. Antibiyotiklerin kullanımı ile insanların ortalama yaşam sürelerinde ciddi artışlar kaydedilmiştir.

Fakat antibiyotik kullanımı ile birlikte zararlı patojen mikroplarla birlikte floramızın vazgeçilmez nitelikte olan üyeleri de ciddi zarar görmektedir. Bu zararlar çoğu zaman geçici nitelikte olsalar da tekrar eden uzun dönem yoğun antibiyotik kullanımı sonucunda flora hasarları kalıcı nitelikte olmaktadır. Biyoçeşitlilikte oluşan azalma sonuçta sindirim ve emilim bozuklukları, geçirgen bağırsak sendromu, SIBO hastalığı, gıda alerjileri ve otoimmün hastalıklar olarak karşımıza ciddi sağlık sorunları olarak çıkmaktadır.

 

Doç Dr Murat KANLIÖZ

Genel Cerrahi Uzmanı

 

Bize Yazın

WhatsApp

Hemen Ara