Flora Nedir?
Vücudumuzun bazı bölgelerinde bizimle birlikte yaşayan, bizim onlara konaklık yaptığımız, bize zarar vermeyen, aynı zamanda bizim için faydalı birçok fonksiyonları gerçekleştiren (antimikrobiyal, biyokimyasal, nörolojik, hormonal vb.), binlerce çeşitlilikte, trilyonlarca sayıda, çok kısa yaşam süreleri olan, sürekli olarak kendini yenileyen, yediğimiz gıdalar ve vücut salgılarımızla beslenen, vücudumuzun hangi bölgesinde yaşadığı(konakladığı) ve fonksiyonları bilinen, tek hücreli (virüs, mantar maya, bakteri vb.) canlılarla muazzam bir ahenk içinde yaşarız. Bunların tamamının genel adı ‘’MİKROBİYAL FLORA’’dır. FLORA, üzerinde yaşadığı canlıya ve yaşadığı canlı üzerindeki bölgeye göre de adlandırılır. (İnsan sindirim sistemi florası, insan boğaz florası vb.)
Flora Vücudumuzda Nerelerde Bulunur?
Ağızdan anüse kadar tüm sindirim sistemi boyunca, burunda, üst solunum yollarında, dış ve orta kulakta, genital bölgemizde, tüm cildimizde, göz çukurunda yaşayan binlerce çeşitlilikteki florayı bünyemizde barındırırız. Bu bölgelerin dışındaki alanlar tamamen steril olup mikroorganizma barındırmazlar (kan dolaşımı, böbrekler, beyin vb.). Şöyle söylemek daha akılda kalıcı olacaktır: ‘’Vücudumuzun dış dünya ile temas ettiği alanlarda flora barındırırız’’.
Flora Yalnızca İnsanlarda Mı Bulunur?
Hayır. Tüm hayvanların ve bitkilerin üzerinde yaşayan, kendi cins ve türlerine spesifik floraları vardır.
Floranın Fonksiyonları Nedir?
Flora; yaşadığı bölgenin patojen mikroorganizmalara karşı ilk savunma hattını oluşturur. Bulunduğu bölgenin asidite ve nemliliğine katkı sunar. Sindirim sistemimizde besinlerin sindirimine ve bu sayede emilimine yardımcı olurlar. Bazı sentez fonksiyonlarını ya doğrudan gerçekleştirirler ya da sentezlerin kolaylaştırılması fonksiyonlarına (Vitamin, hormon, nörotrasmitter vbv.) sahiptirler. İlgili anatomik bölgede o bölgenin florasını yeterli biyoçeşitlilikte ve miktarda bulunduramaz ise orada gerçekleşmesi gereken hayati fonksiyonlar kısmen veya tamamen aksar. İlgili bölge florası olması gereken alanda yeterli biyoçeşitlilikte ve sayıda değilse o alan patojen mikroorganizmalar (mikroplar) tarafından işgal edilir.
Flora Biyoçeşitliliği Nedir?
Konumuz özelde sindirim sistemi florası olduğu için bunun üzerinde örneklendirme yaparak açıklamak daha açıklayıcı olacaktır. İnsan sindirim sisteminde yaşayan onbinlerce çeşitlilikte mikroorganizma tanımlanmıştır. Sindirim sistemi florası olarak tanımlanmış 1054 farklı bakteri türü vardır. Floramızı oluşturan her bir türün vücudumuzun hangi bölgesinde yerleştiği, yaşadığı ve işlevleri bilinmektedir ve de bu yerler ve fonksiyonlar tüm insanlar için aynıdır. Daha önce vücudumuzda hiç bulunmamış yeni bir flora üyesi vücudumuza girecek olursa, diğer insanlarda nerede yerleşik ise vücudumuzda da o bölgeye ulaştığında oraya yerleşir ve çoğalmaya başlar, bu durum mikroorganizmanın genetik hafızası olarak adlandırılır. Normal şartlarda sağlıklı bir insanda floramızı oluşturan türler başka bir bölgede yerleşmez ve yaşamazlar. Flora elemanlarının başka bir bölgede yaşamaları veya belirli bir bölge aşırı artışları patolojik bir durum olup hastalık sebebidir (SİBO Hastalığı, Obezite, Disbiyozis vb.).
Sindirim sistemi florası olarak tanımlanan her bir çeşit özel bir fonksiyona sahip olup bizim için faydalı işlevleri gerçekleştirir. Bu çeşitlerin her birini özel yeteneğe sahip ustalar, teknisyen mühendisler olarak düşünebiliriz. Bundan dolayı sindirim sistemi flora mikroorganizma çeşitliliğimiz ne kadar fazla ise yaşamsal fonksiyonlarımız o ölçüde kaliteli ve verimli olacaktır. Bizim sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı, üretken, doğurgan ve uzun yaşama şansımız flora kalitemiz ve floramızın biyoçeşitliliğimizle doğrudan ilişkilidir.
Flora Biyoçeşitliliğin Önemi Nedir?
Flora biyoçeşitliliğinin yüksek olması sağlıklı bir durum iken, biyoçeşitliliğin azalması ise sindirim sistemi fonksiyon bozuklukları, beslenme yetersizliği, alerji ve otoimmün hastalıkların oluşması için zemin hazırlar.
Birçok çalışma göstermektedir ki floramız ne kadar sağlıklı, dengeli ve biyoçeşitliliği ne kadar yüksek ise o ölçüde sağlıklı oluruz. Flora biyoçeşitliliği ve insan yaşam süresi arasında doğrusal bir ilişki vardır. Ortalama yaşam süresinin yüksek olduğu bölgelerde aynı şekilde flora biyoçeşitliliğinin de yüksek olduğu gözlenmektedir. Otoimmün hastalıklarda, kronik hastalıklarda ve demansda flora biyoçeşitliliğinin zayıfladığı görülmektedir.
Flora fonksiyon bozukluğu olan otizmli çocukların eğitilmeleri, beceri kazandırılması ve topluma entegrasyonları sağlıklı floraya sahip otizm gruplardan çok geride kalmaktadır.
Floramız Nasıl Oluşur?
Floramız ana rahminde iken şekillenmeye başlar. Doğum süreci ile birlikte floramızdaki ilk kazanımları annemizden sağlarız. Bundan dolayı doğum şeklimiz (normal veya sezaryen), annemizin sağlıklılık durumu ve florası son derece önemlidir. Floramızı yeni doğan döneminde şekillendiren bir diğer önemli olay ise anne sütü almamız ve bunun yeterliliği ve de süresidir.
Doğumsal genetik hastalıklara sahip olmak, geçirilen cerrahi işlemler, geçirilen hastalıklar (başta enfeksiyon hastalıkları), kullanılan ilaçlar (başta antibiyotikler) floramızın gelişmesi önündeki en önemli risk faktörleridir.
Birlikte yaşadığımız yakın çevremiz ne kadar kalabalık ise o ölçüde flora biyoçeşitliliğimizin artması beklenir. Bununla birlikte yakın temasta olduğumuz çevrenin flora kalitesi bizim floramız üzerinde doğrudan etkilidir.
Florayı çevresel temas ile kazanırız. Yediğimiz içtiğimiz gıdaların kalitesi, temasta bulunduğumuz kişilerin florası, çok fazla coğrafi bölgede bulunmak, farklı kültürlerle yakın temas kurmak flora biyoçeşitliliğimizin artması için gereklidir.
Ortalama 20-25 yaşında optimal flora biyoçeşitliliğine sahip oluruz.
Her İnsanın Florası Aynı Mıdır?
Hayır. Her insanın florası aynı değildir. Fakat aynı sosyal çevrede yaşayan ve aynı yaşamsal koşullara sahip grupların flora biyoçeşitlilikleri yüksek oranlarda birbirlerine benzer yapıdadır.
Floramız, yenidoğan, erken çocukluk, ergenlik, gençlik, gebelik, doğum sonrası, menapoz ve yaşlılık döneminde farklılıklar göstermektedir.
Yaşlanma ile flora biyoçeşitliliğimizde azalma görülmektedir. Flora biyoçeşitliliği ne kadar korunuyor ise yaşlılık belirtileri o ölçüde az görülmekte ve daha ileri dönemlere sarkmaktadır.
Floramızın Biyoçeşitliliğini Nasıl Koruyabiliriz?
Floramızı oluşturan mikroorganizmaların yaşam süreleri saatler ve günlerle sınırlıdır. Yaşam süresi dolan flora üyelerinin yerine sürekli olarak yenisi yapılır, ömrünü dolduran flora üyeleri ise doğal yolla süpürülerek sindirim sistemi boyunca ilerler ve dışkı (gaita) olarak atılır. Sağlıklı insanlarda gaita hacminin %70’i ölü ve canlı flora atıklarından oluşur. Bundan dolayı yapılacak olan ‘’gaitanın mikrobiyal analizi’’ ile mevcut flora yapımız ve sindirim fonksiyonlarımız hakkında bilgi sahibi oluruz.
Floramız bizim yediğimiz, içtiğimiz gıdalar ve salgılarımız ile beslenir. Beslenme durumumuz floramızın yapısını korumada en önemli faktördür. Doğal ürünlerin tüketilmesi ve dengeli beslenme flora sağlığımız için önemlidir. Çevresel kirleticiler, toksik ürünler, tarım kimyasalları (pestisitler), antibiyotikler, alkol, genetiği değiştirilmiş gıdalar vb. flora yapımızı olumsuz yönde etkiler. Uzun süreli açlık (ölüm orucu, açlık grevi, yoğun bakım süreçleri), yetersiz ve dengesiz beslenme flora hasarı oluşmasına sebep olacaktır.
Gerekmedikçe antibiyotik kullanmamak floramızı korumak açısında kıymetlidir.
Floramızı Nasıl Zenginleştirebiliriz?
Sağlıklı ve biyoçeşitliliği yüksek floraya sahip daha fazla insanla uzun ve yakın temas içeren birliktelik floramızın zenginleştirilmesindeki en önemli faktördür. Çok farklı coğrafi bölgelerde bulunmak, çok farklı kültürlerle yakın temas kurmak floramızı zenginleştirmede önemlidir.
Doal beslenmek, doğal probiyotikleri (turşu, yoğurt, kefir, peynir vb.) tüketmek önemlidir.
Floramız Olmazsa Ne Olur?
Floramız biyoçeşitliliğini yitirirse başta gıda alerjileri ve beslenme bozukluğu oluşur. Süreç ilerler ise otoimmün hastalıklar için zemin oluşur. Floramızın sağlıksız olması ruh ve beden sağlımızı etkileyen birçok hastalığa neden olur.
Floramızı tamamen yitirecek olursak yaşamamız mümkün değildir.
Floramız İle Otoimmün Hastalıklar Arasındaki İlişki Nedir?
Bağırsak floramız sayesinde besinlerin sindirimi sağlanır. Bağırsak emilim yüzeyinin sağlıklı olması için ilgili bölge florasının yeterli biyoçeşitlilikte olması gerekir. Yeterli biyoçeşitlilik sayesinde bağırsak emilim yüzeyi sağlıklı işlev görebilir. Bağırsaklarımızdan sindirimi tam olarak gerçekleşmiş gıdalar emilerek kan dolaşımına geçer. Bağırsaklarımız SEÇİCİ GEÇİRGEN özelliğe sahiptir. Seçici geçirgenlik sayesinde sindirimi tam olarak gerçekleşmemiş gıdalar, bizim için gereksiz veya zararlı (Toksinler, mikroplar vb.) ve alerjenler bağırsaklardan kan dolaşımına geçemezler veya zarar veremeyecek ölçüde ancak geçebilirler. Bu kontrollü geçişi sağlayan mekanizma emilim yüzeyini döşeyen hücrelerin birbirine sıkı sıkıya bağlı olmasıdır (tight junction). Ayrıca bağırsaklar ve tüm sindirim sistemi emilim yüzeyini sümüksü yapıda jelimsi bir madde sıvar, buna MUKUS denir. MUKUS sayesinde bağırsak içeriğinin (gıda, sindirim salgıları vb.) emilim yüzeyi ile direkt teması önlenmiş olur. Eğer mukus tabaka olmaz veya yetersiz olursa emilim yüzey hasarı ve beraberinde SEÇİCİ GEÇİRGENLİKTE bozulma ortaya çıkar. Bu tablo birçok hastalığa bağlı olarak gelişebilir. Bağırsağın seçici geçirgenliğinin bozulması ile giden hastalıkların tamamı GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU başlığı altında sınıflandırılır. Seçici geçirgenliğinin bozulmasıyla bağırsaktan kan dolaşımına kontrolsüz bir şekilde sindirimi tam olarak gerçekleşmemiş gıdalar, alerjenler, toksinler ve mikroplar girmeye başlar. Kan dolaşımına girmemesi gerektiği halde giren zararlı maddeleri yok etmek veya bertaraf etmek için savunma sistemimiz yoğun çaba sarf eder. Kontrolsüz geçiş uzun süre devam edecek olursa vücudumuz kendisini koruma amaçlı olarak geçirgenliğin bozulduğu bağırsak segmentinin fonksiyonlarını GERİ DÖNÜŞSÜZ olarak ortadan kaldırır (villus atrofisi). Bu durum bağırsak emilim yüzey alan kaybı olup son derece önemlidir. Kaybedilen yüzeyin tekrar kazanılması mümkün değildir.
Bağırsaklardan kontrolsüz geçişin devam etmesi, beraberinde savunma sistemimizin yorulması ve koordinasyonunu kaybetmesi sonucunda vücudumuzun bazı doku ve organlarını da yabancı ve zararlı olarak algılayıp oralara da saldırarak doku hasarına sebep olur. Savunma sistemimizin kendi dokularımıza saldırması ile giden bu hastalıklara OTOİMMÜN HASTALIKLAR denir (romatoid artrit, Behçet hastalığı, vitiligo, sedef hastalığı vb.). Herhangi otoimmün hastalık oluştuktan sonra diğer otoimmün hastalıkların oluşması hızlanır.
Flora Nakli Nasıl Yapılır?
Sağlıklı ve biyoçeşitliliği yüksek donörden, genel anestezi altında, endoskopik ve kolonoskopik ön inceleme yapılıp işlem yapılmasına herhangi engel durumun olmadığı tespit edildikten sonra, endoskopik ve kolonoskopik olarak ağızdan anüse kadar yaklaşık 40-45 farklı anatomik alanın her biri, ilgili bölgeye uygun solüsyonlarla yapılan yıkama ve aspire etme yöntemi ile her bir bölgeden alınan flora örnekleri ayrı ayrı steril kaplara alınır. Alınan flora örnekleri birtakım işlemlerden geçirildikten sonra, donörün hangi bölgesinden alındı ise hastanın da aynı anatomik bölgesine, yine aynı şekilde genel anestezi altında iken yapılan endoskopi ve kolonoskopi işlemi vasıtasıyla aktarılır. Bu yapılan işleme FLORA NAKLİ denir. Flora nakli için en az bir donör kullanılır. Bazı durumlarda birden fazla donörü aynı seansta kullanmak gerekebilir. Çoğul donör kullanıldığında aynı prosedürler diğer donör adayları için de uygulanır.
Kimlere Flora Nakli Yapılır?
Flora hasarına bağlı hastalığı (otoimmün hastalıklar, gıda alerjsi, beslenme bozukluğu, geçirgen bağırsak sendromu, SİBO, IBS, Ülseratif Kolit, Crohn Hastalığı, , Kronik İshal, otizm, demans vb.) olanlara FLORA NAKLİ yapılabilir. Flora Nakli yapılarak yeterli flora biyoçeşitliliği sağlandığı takdirde, flora hasarından kaynaklı hastalıklar tedavi edilebilir.
Hastaya Flora Nakli Yapılıp Yapılmaması Gerektiğine Nasıl Karar Verilir?
Hastaya FLORA NAKLİ yapılmasının gerekip gerekmediğine yapılacak muayene ve tetkikler sonrasında karar verilir.
Gereken Her Hastaya Flora Nakli Yapılabilir Mi?
Flora Nakli yapılacak hastanın öncelikle genel anestezi koşullarını kaldırabilecek kondüsyonda olması gerekir. Aşağıdaki şu durumlarda hasta flora nakli yapılamaz:
- Ciddi aktif enfeksiyon veya sepsis
- Kanama bozukluğu
- Koma durumu
- Yoğun bakım süreci
- Kemoterapi süreci
- Radyoterapi süreci
- Ciddi nötropeni
- Aplastik anemi
- Oral beslenmenin yapılamaması
- İleus (bağırsak tıkanıklığı veya çalışmaması)
Flora Biyoçeşitliliği Yüksek Her Aday Donör Olabilir Mi?
Flora biyoçeşitliliğin yüksek olması donör adayı olmak için ön şarttır. Fakat biyoçeşitliliği yüksek her aday donör olarak kabul edilemez. Herhangi kişinin donör olabilmesi için aşağıda belirtilen tablo 1 kriterlerine uygun olması gerekir. Tablo 1 kriterlerine uygun donör adayı tablo 2 kriterlerine göre skorlandırılır. Yapılan skorlandırmada en az 125 puan ve üzerinde skora sahip olması istenir.
Tablo 1: Total Gastrointestinal Flora Transplantation in the Treatment of Leaky Gut Syndrome and Flora Loss.
|
Son Üç Aya Ait Kriterler |
Son Altı Aya Ait Kriterler |
Zamandan Bağımsız Kriterler |
|
-Hastaneye yatanlar -intravenöz tedavi alanlar -Canlı aşı yaptıranlar -Antibiyotik kullananlar -Antifungal kullananlar -Paratiz tedavisi yapılanlar -Antiviral kullananlar -Diş tedavisi yapılanlar -Cerrahi girişim geçirenler -Hayvan ısırma öyküsü olanlar -Açık yaralanması olanlar -İshal olanlar -Şüpheli cinsel ilişki -Aktif enfeksiyon geçirenler -Doğum yapanlar -Riskli bölgelere seyahat
|
-Kemoterapi -Radyoterapi -Hormonoterapi -İmmünsüpresif tedavi -Yoğun bakım tedavisi -7 günü geçen oral STOP -Majör cerrahi girişim -Kan transfüzyonu -HAV enfeksiyonu geçirenler -Zirai ilaçlarla temas |
-HIV enfeksiyonu taşıyıcısı (AIDS Hastalığı) olmak -Hepatit B enfeksiyonu taşıyıcısı olmak -Hepatit C enfeksiyonu taşıyıcısı olmak -Kronik Enfeksiyöz Hastalığı Olanlar -BMI: 20 kg/m2’den zayıf olanlar -BMI: 30 kg/m2’den kilolu olanlar -İnsülin Kullanan Diabet Hastaları -Otoimmün Hastalığı Olanlar -Ülseratif Kolit Hastaları -Crohn Hastaları -Çölyak Hastaları -Laktoz İntoleransı Olanlar -Sindirim Sistemi Kanseri Tanısı Konulanlar -Sindirim Sistemi Cerrahisi Geçirenler (Apandektomi hariç) -6 aydan az anne sütü alanlar -Geçirgen Bağırsak Sendromu (LGS) tanısı konulanlar -Uyuşturucu bağımlıları -Alkolikler -Sağlık çalışanları -Hayat kadınları -Homoseksüeller -50 yaş üstü olanlar -Şizofrenler -Otistikler -Toksik sanayi çalışanları -Hamileler -Üç haftadan fazla ağızdan beslenin durması
|
(*Kaynak: Kanlioz M, Ekici U, Ferhatoğlu MF. Total Gastrointestinal Flora Transplantation in the Treatment of Leaky Gut Syndrome and Flora Loss. Cureus. 2022 Nov 3;14(11):e31071. doi: 10.7759/cureus.)
Tablo 2: Donör Kalite Puanlaması
| KRİTER | PUAN | Donör Puanı | |||||||
| Yaş (yıl) | 0-20 yıl → 5 | 21-30 yıl→ 4 | 31-40 yıl→ 3 | 41-50yl→ 2 | 50+ yıl→ 1 | ||||
| Anne Sütü (ay) | 1-6 ay↓→ 6 | 6 ay↑ → 9 | 9 ay↑→ 12 | 12 ay↑→15 | 24 ay↑→18 | ||||
| Yaşadığı Yer | Kırsal → 10 | Şehir→ 3 | Metropol→ 0 | ||||||
| Kemoterapi | Almadı → 10 | Aldı → 0 | |||||||
| Radyoterapi | Almadı → 10 | Aldı → 0 | |||||||
| Hormonoterapi | Almadı → 10 | Aldı → 0 | |||||||
| 3Hafta↑Antibiyotik | Almadı → 10 | Aldı → 0 | |||||||
| İmmünsüpresif Tedavi | Almadı → 10 | Aldı → 0 | |||||||
| Oral Beslenme Durması | Durmadı→ 10 | 7 gün ↓ → 5 | 7+ → 0 | ||||||
| Yoğun Bakım Tedavisi | Olmadı→ 10 | 7 gün ↓ → 5 | 7+ → 0 | ||||||
| DM öyküsü | Yok → 10 | Prediyabet→ 3 | Diyabet → 0 | ||||||
| Alerjik hastalık | Yok → 5 | Var → 0 | |||||||
| Otoimmün Hastalık | Yok → 5 | Var → 0 | |||||||
| Ailede otoimmün hastalık | Yok → 2 | Var → 0 | |||||||
| Endüstriyel Gıda Tüketimi | Yok → 5 | Çok az → 2 | Var → 0 | ||||||
| Dizanteri Öyküsü | Yok → 5 | 3≤ → 2 | 4≥ → 0 | ||||||
| Gastroenterit Öyküsü | Yok → 5 | 5≤ → 2 | 6≥ → 0 | ||||||
| GIS cerrahisi | Yok → 10 | Var → 0 | |||||||
| Kronik ilaç kullanımı | Yok → 5 | Var → 0 | |||||||
| Beslenme bozukluğu | Yok → 10 | Var → 0 | |||||||
| Alkol kullanımı | Yok → 10 | Nadiren→ 2 | Çok sık → 0 | ||||||
| TOPLAM PUAN: | |||||||||
| PUANA GÖRE DONÖR KALİTESİ
*125 puan ve ↑: İdeal Donör *100-124 puan: Çok İyi Donör *90-99 puan: İyi Donör *80-89 puan: Kabul Edilebilir Donör *70-79 puan: Kalitesiz Donör *69-↓ puan: Çok Kalitesiz Donör |
Toplam Donör Puanı:
|
||||||||
(*Kaynak: Kanlioz M, Ekici U, Ferhatoğlu MF. Total Gastrointestinal Flora Transplantation in the Treatment of Leaky Gut Syndrome and Flora Loss. Cureus. 2022 Nov 3;14(11):e31071. doi: 10.7759/cureus.)
Tablo 1 kriterlerine uygun olup, tablo 2 kriterlerine göre 125 puan ve üstünde skora sahip donör adayları detaylı bir şekilde muayene edilir ve sorgulanır. Yapılan muayene ve sorgulama sonrasında herhangi anormal herhangi duruma rastlanmazsa donör adayından bir takım kan testleri ve genel anestezi için gerekli tetkikler yapılır. Yapılan test ve tetkikler sonrası donör adayı anestezi doktoru tarafından konsülte edilir. Anestezi uzmanı da onay verirse aday donör olarak kabul edilir.
Donör adayı seçerken birçok detayın incelenmesindeki amaç, öncelikle donör adayına zarar vermemek ve aynı zamanda hastayı olası risklere karşı korumaktır (bulaşıcı hastalık vb.).
Sıkça Sorulan Sorular
1-Flora Nakli Kalıcı Mıdır?
Evet
2-Flora Nakli İçin Donör Nasıl Seçilir?
Donör adaylarının yakın çevrenizden veya sizin güvendiğiniz kişilerin yakın çevresinden olması donör adayının donör kriterlerine uygun olup olmadığının bizzat bilinmesi açısından son derece önemlidir.
Donör adayı ile doğrudan diyalog kurulması, süreç hakkında ön bilgilendirme yapılması gerekir. Donör adayı donör olmayı kabul ederse öncelikle tablo 1 kriterlerine uygun olup olmadığı tek tek sorularak kontrol edilmeli, eğer uygun ise tablo 2 kriterlerine göre skorlanması yapılır, tablo 2 kriterlerine göre 125 puan ve üzerinde ise donör adayının muayenesini yapacak hekim ile görüşmesi sağlanmalıdır.
3-Donör Olmak İçin Genetik Akrabalık Gerekir Mi?
Hayır. Donör olmak için aynı genetik kökten gelmek gerekmez. Aynı ırktan ve de aynı cinsiyetten olmak gerekmez. Donör olabilmek için yukarıdaki belirtilen uygunluk şartlarını karşılamak yeterlidir.
4-Donör Olmak Riskli Midir?
Yapılacak tüm girişimsel işlemlerin ve tedavilerin kendi içinde barındırdığı birtakım riskler vardır. Donör adayındaki riskleri minimalize etmek için adaylar titiz bir ön incelemeden geçirilir. Elde edilebilecek fayda yanında mevcut riskler kabul edilebilir niteliktedir.
Risk açısından donör3 olmak ile genel anestezi altında endoskopi ve kolonoskopi yaptırmak arasında herhangi farklılık yoktur.
5-Donör Olan Kişide Kalıcı Veya Geçici Flora Hasarı Olur Mu?
Hayır.
6-Donörden Alınan Şey Nedir?
Floramız gün içerisinde sürekli olarak kendisini yeniler ve yaşam süresi dolan flora elemanları doğal yolla ilerleyerek dışkı olarak atılır. Flora örneği alımında endoskopik ve kolonoskopik olarak girilerek 40-45 farklı anatomik bölge yıkanır ve yıkama sıvısının bir kısmı aspire edilerek o bölgeden canlı flora elemanlarından uygun miktarda örnek alınır. Alınan miktar bölgenin bulunan mevcut flora kolonizasyonunun binde biri (%0,1) bile değildir. Donörden alınan flora, bir bardak su içildiğinde suyun önüne katıp sürüpdüğü flora kadar bir örnektir. Sürekli yenilenen flora için alınan örneğin mevcut yapıya herhangi kalıcı veya geçici zarar vermesi söz konusu değildir. Alınan flora örneğini, üzerinde onbinlerce kayısı bulunan ağaçtan 10 tane kayısı almaya benzetebiliriz. Alınan 10 kayısı ağaca ne kadar zarar verir?
7-Flora Nakli Öncesinde Uyulması Gereken Kurallar Var Mıdır?
Evet. Flora nakli öncesi son üç hafta içerisinde antibiyotik, probiyotik ve alkol kullanılmaması, hem hasta hem de donör için gereklidir. Kan sulandırıcı ilaç (aspirin, coraspin, varfarin vb.) kullanılıyorsa kardiyoloji uzmanı kontrolü altında nakilden önceki son 5 gün içerisinde donör ve hastanın bu ilaçları kullanmaması gerekir. Nakilden önceki son 3 gün içerisinde endoskopik ve kolonoskopik inceleme öncesi uygulanan standart posasız diyet uygulaması yapılarak bağırsak temizliği ve böylece kaliteli endoskopik görüntüleme sağlanır.
8-Flora Nakli Sonrası Uyulması Gereken Kurallar Var Mıdır?
Donörler için herhangi kısıtlama yoktur. Fakat hastanın özellikle nakil sonrası altı ay boyunca uyması gereken kurallar ve beslenmesi verilecek öneriler listesi doğrultusunda olmalıdır.
8-Flora Nakli Sonrası Günlük Yaşama Ne Zaman Dönülür?
Flora nakli sonrasında ertesi gün hem donör hem de hasta günlük yaşantısına ve iş hayatına dönebilir.
9-Flora Nakli Sonrası Ve Öncesi Hastanede Ne Kadar Kalmak Gerekir?
Hasta ve donörler flora naklinin yapılacağı gün hastaneye yatışları yapılarak işlemler yapılır. İşlemden sonraki gün yapılacak genel kontrol sonrası eğer olağanüstü bir durum gözlenmediği takdirde taburcu edilir.
10-Flora Nakli Sonrası Ne Zaman Seyahat Edilebilir?
Flora nakli yapıldıktan bir gün sonra seyahat edilebilir.
11-Flora Naklinin Hasta Ve Donör İçin Riskleri Nelerdir?
Donör açısında riskler genel anestezi altında yapılacak endoskopi ve kolonoskopi işlemindeki risklerle aynıdır. Flora nakli endoskopi ve kolonoskopi riskleri haricinde ekstra herhangi riske sahip değildir.
Hasta için de aynı şekilde endoskopi ve kolonoskopi yapılmasındaki riskler burada da geçerlidir. Fakat bunların dışında hastada yapılan flora nakline bağlı olarak karın ağrısı, bulantı, kusma, ateş ve alerjik reaksiyonlar görülebilir. Bu komplikasyonlar işlem sonrası ilk 8-16 saat içerisinde ortaya çıkabilir. Bu durumda şikayetlere bağlı semptomatik tedavi uygulanarak şikayetler giderilmeye çalışılır. Flora nakli yapılan hastaların %90’dan fazlasında çok ciddi şikayetlere rastlanmamaktadır. Çok az bir hasta grubunda flora naklinden sonra bir süre daha hastane yatırılarak ek tedavilerin gerektiği durumlarla karşılaşılabilir. Şimdiye kadar uyguladığımız flora naklinden kaynaklı olarak herhangi hastamızda veya donörde kalıcı hasar veya ölümle sonuçlanan vakamız olmamıştır.
12-Flora Nakli Mevcut Hastalığı Daha Da Kötüleştirebilir Mi?
Hayır. Flora nakli hastaya mutlaka yarar sağlar. Fakat elde edilecek faydanın boyutu hastanın mevcut hastalığını taşıdığı süreye, hastalığının ağırlığına, ek hastalıklarının olup olmamasına, geride kadar bağırsak yüzey alanının miktarına, geride kalan bağırsak yüzey alanının sağlıklılık durumuna ve donör kalitesine bağlıdır.
Doç Dr Murat KANLIÖZ
Genel Cerrahi Uzmanı

